İki Ziyarette Bir Sincan’ı Konuşmak

Bugünkü Yerel Basın’ımızdan kaçı hatırlar bilemem.

  Fakat biz, bu Sincan Şehri’nin ilk Kaymakamı Seferhisar’lı İsmail Üstüner’den Erbaa’lı Hakkı Uzun’a, Afyon’lu Kadir Çalışıcı’dan Şenpınar’lı Ali Gün’e, hattâ Elmalı’lı Şener Sarıçiftçi’den 2004’lü yılların Kaymakamı Ertan Yüksel’e kadar hemen hepsini iyi tanırız da, pektâbii Çalışıcı ve Gün dönemleri bize çok özel gelir.

   Özellikle Hakkı Bey’den bu tarafa, son birkaç kaymakamımız hariç birebir irtibat ve muhabbetimiz olmuştur.

   Çalışıcı’nın siyaset öncesi ve sonrası iki zıt hayatını, Ali Gün’ün Post-Modern Darbeli Gün’lerdeki ‘Başkan’la Kaymakam Zıtlaşmaları’nı, hem gazetemiz, hem de yerel TV’muz vasıtasıyla gayet iyibilir ve de analize tâbi tutabiliriz.

   O yılların içini dolduran ayları, bir bir ‘Harikalar ve Hâdiseler Diyarı’ isimli kitabımızda tek tek anlatmışız. Lâkin bu kitaba yerel ba’bda bir baskı ilgisi gösterilmediğinden Sincan Gerçekleri sadece kütüphanemizde saklı kaldı.

   Haaa.. Ara ara bazı mühim bölümleri internet havamızdan yakalayıp kendi sitelerine taşıyanlar Sincan’ın Kudüs Çadırlı Günleri’ne de, şehidleriyle diğer detaylarına da bizimle vakıf olabiliyorlar.

   Kıyısından, köşesinden de Baş Aktör bildikleri Bekir Yıldız’ı ve Sincan Tankları’nı yazıyorlar-çiziyorlar.

   Bekir Yıldız da geçen yıllarda TV’lerde azbuçuk boy gösterirken bu yıl nedense O’nu da pek göremedik.

   Herhâlde ya 28 Şubat’ın Boyu Kısaldı ve Büyük Ateşi söndü, ya da söndürüldü.

   Her neyse, gelelim şu bizim İKİ ZİYARET’te BİR SİNCAN’ı KONUŞMAK meselesine.

  Sincan Şehri son yıllarda yeni yeni Mülkî, Yerel ve Emniyet idarecileriyle tanışır oldu.

  Dolayısıyla yeni Kaymakam Sn. Abdullah Küçük’le yeni Başkan Sn. Murat Ercan’a; Ankaralı Gazeteciler ve Yazarlar Derneği Heyeti’mizden Başkan Ömer Uzun, Başkan Yardımcısı Murat Ertan, Nermin Bayram, Ankara’dan Zafer Gazetesi adına Umut Karakülah ve Evin Göktaş’la ayrı ayrı ziyaretimiz oldu..

   Ercan’la klâsik yerel hizmetler ve geleceğe dair de yenilikçi düşüncelerini konuştuk. Lâkin Kaymakam Küçük, Sincan’ı yeni tanımanın hazıyla bizi uzun süreli bir misafirliğe tâbi tuttu. Pekçok soru içinde şahsıma yönelttiği sorulardan biri; Sincan’ın sık sık kullanılan esassız, müstear adı Sıçan Köy’ünün neden telâffuz edildiği yönündeydi.

   Kendisine, kadim tarihte Sincan’a ait Sıçan gibi bir ad olmadığını, buna karşılık Osmanlı Arşivleri’nde ikinci bir adının da sadece Sincan olarak kaç hane yazıldığını gördüğümü aktardım ve uzak-yakın tarihine ait bildiklerimi de bir bir anlattım..

  Şehre dair tam detaylıca yazılmış bir kitabımızın olduğunu ifade ettim. Kendileri de temin etmek istediler.

  Peki bizim Kaymakam Bey’den de bir isteğimiz olmadı mı. Elbette oldu.

  Özellikle son zamanlarda, Kurumlar’da özellikle duvarlara asılan Büyükler ve Şehidler Listesi’nin kaldırılma geleneği başladığını; bir örnek ‘Yenikent Eski Belediye Binası’ndaki Belediye Başkanları’nın Resimleri Niçin indirildi yerlerinden?’ gibi bir soruyu Başkan Murat Ercan’a sormasak da, böyle hassas bir zamanda Kaymakamlık’taki o eski Şehidler Tablosu’nun hangi sebeble yerinde olmadığını Sn. Abdullah Küçük Bey’e sorduk..

   ..Ve bununla ilgilenmesini rica ettik. İlgileneceği sözünü verdi. Kimbilir, belki de bu ilgilenme zamanla gerçekleşebilir. Zira çok hassas bir dönemdeyiz, Afrin’den üst üste şehidlerimiz geliyor ve şükür ki her birine de bu millet en büyük saygıyı gösteriyor. Bu itibarla idareciler de böylesine hassas mevzu’ularda kusurlu olmamalılar.

   Kaymakam Bey’le konuştuğumuz birkaç hususdan biri; Evin Bey’in; Evin’i ve Emin’iydi..

  ‘Evin bir Hanım ismi’ dedi ve ekledi Kaymakam Abdullah Küçük.. ‘İsimini değiştirmek istersen ben hazırım. Fakat sizin ikâmetiniz Sincan’da değildir. Değişiklik için bir dilekçe yeter. Hemen değiştirirler.   Meselâ bu isim Emin’im ki Emin’dir.. Bir harf hatasıyla böyle değişikliğe uğrayan bir çok kişi ismi var, Çoğu da değiştiriyorlar.’

    Bir diğer husus da Sincan’ın gelişmesinde rolü olan ‘Göçler ve Göçmenler’ idi. Özellikle ben Sincanlılar için büyük bir değer olan Ahmet Andiçen hakkında kendilerine bazı bilgiler arzettim.  

   Nihayet, bütün hususları bir cümleye yerleştirecek olursak; Kaymakam Sn. Abdullah Küçük, Sincan’ı çok seviyor. Dolayısıyla bütün değerlerini anlamak, takib etmek ve anlatmak adına basının gözüyle fazlaca bilgi sahibi olmak istiyor. 

   Bu ziyarette heyetimizdeki bütün arkadaşlar olarak kendimizden ve şehrimizden ara ara bahsederken bu ara Kaymakam Bey’in de merak ettiklerini öğrenmiş olduk.

   Bizatihi ben, Sn. Küçük’le konuşurken yıllar öncesinin nüfus ve yerleşim açısından azlığı, fakat sokaklarındaki âşina insanları ve muhabbetleriyle çokluğu bulunan Eski Sincan ile Sincan’ın Eskileri’ni yeniden hatırladım.. Kendisini dinlerken şahsında ara ara mâziye gidip, gidip geldim.

   Lâle Meydanı’ndaki nakliyeci ve dolmuşcu duraklarını.. Ali Rıza Acar’ın ilk Başkanlık Makamı’nı..

  Hemen Meydan’ın yanındaki yol boyunca sıralanmış manavlardan Kör Süleyman’ı, Hidayet’i, Eyüb’ü ve Sakatatçı Ayhan’ı..

   Kerim’in Kıraathanesi’ni, Laz Süleyman’ın Saatçi dükkânını, Trene Giden Adam’ın Yurdagül Bakkaliyesi’ni, Tüpçü Değirmenci Bekirler’i..

  Yine Bir Kaymakam’ın nezdinde, Gazeteci olarak Kaymakam Kadir Çalışıcı’nın evine Abdurrahim Karakoç ile Yemekli Daveti’yle gittiğimiz günü, yerine gelen Ali Gün ile de KTV Genel Yayın Yönetmeni olarak fakirlerin ve engellilerin evlerine erzak taşıyıp hâl hatır sorduğumuz haftaları, ayları.

   Daha nice öz dostlara, dost kazandıra kazandıra yakınlardaki 1930’lu yılların Sincan’ından 2018’in bugünkü Sincan’ına gelip yerleşen şehrin bütün kadim veya mevcut neleri varsa, hepsini bir bir hatırladım..

    Ki geçmiş bana kendisini özletirken, geleceğe koşan bugünlerimin, an be an saflarımı terkettiğimin ve büyük kalabalıklar içinden sıyrılmaya çalıştığımın yeniden farkına vardım..

    Zira Sincan’da; büyüdükçe küçülen veya kaybolan değerlerimiz var.

    Acaba bir Abdurrahim Karakoç’u kimler yeterince hatırlıyor?

    Bir Demir Ünsal’ı, ilk gazetecilerden bir Muharrem Yılmaz’ı ve Remzi Uydum’u kaç kişi biliyor.

    Ahmet Andiçen’in neden mahpus edildiğini, Tanklarla niçin 2. defa bu şehire gelinip gidildiğini..

    Post-Modern’ini.. Kast Modern’ini.. Kim idrak eder, kim düzgün konuşur; Konuşulacak çok ŞEY var da, azı çok konuşa konuşa bıkkınlık getiren bir zamana gelip çatmışız..

    Konuşsak acaba kaçı merakla dinleyecek..

    İyi ki bir Kaymakamımız merak etti de, biz de bazılarını deyiverdik.

   Yani; Bu iki ziyaret belki de izafîden, muhayyelden, rüyadan ve uykudan sıyrılışın bir iki hamlesi de..

   Belki birçokları bunun pek farkında olamayacaklar..

   Sincan dendiğinde, ilçe keşke Kaymakam Ertan Yüksel’in dediği gibi; ‘Tanklarla değil ‘Think Tanklarla Anılacak’ hâle gelse.

    Çünkü bu Şehir, Şehirli’siyle hiçbir zaman Osman Baydemir haini gibi ‘Ey Hükümet!” diyerek nara atıp; ‘Çam Dalı Nerene Battı da’ isyanında bulunmamıştı..

   Lâkin hep ‘Tepe Basın’ın Yalakaları’na malzeme oldu, horlandıkça horlandı; Halâ MAHZUN gibi, halâ MAHKÛM gibi sanki..

Yazar: Bekir YALÇINKAYA

Bekir Yalçınkaya’nın Köşe Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız

Yorum yapın