Hatıralar Dile Gelince

Evet.. Hatıralar dile gelince insanın zihninden gönlüne neler dökülmüyor ki..

  Hâtıralar deyince onun sayfasına nice insanlar girer ki o insanlar, insanın özüne işleyenlerdir.

  Rahmetli Halil Selvi de bizim hayatımızda böyle birisiydi.

  O’nu 1988 yılının sonlarına doğru tanıdım.

  Sincan’da neşredilen Yeni UFUK Gazetesi’nin bünyesine, -ilk sahibi Mustafa Boşdurmaz’a 1986’da- şiirler göndererek girdikten bir süre sonra maceramız ikinci patron Mahmut Uyanık’la devam etmişti. Mahmut Uyanık dönemi bizim Yeni Ufuk’ta Genel Yayın Yönetmeni ve bir yazar olarak daha canla-başla çalıştığımız dönem olmuştu. Sonra da -1988 sonları-, bu gazete uzun süre beraber olacağımız Halil Selvi’nin himayesine geçmişti..

  Selvi; gerçekten gazeteye çok ehemmiyet veren ve bürosunu daha modern hâle getirip bizi Yazı İşleri Müdürü ve “Rahmetli Türkeş’in (Saygıyla Yâdediyorum) talebiyle 27 Mayıs’ın plânlayıcısı 37 Düşük Rütbeli Subay ile Tümgeneral Cemal Madanoğlu’dan müteşekkil, Millî Birlik Komitesi içinde yer alan Albay’lardan biri olan” Mehmet Alanyuva’yı da Genel Yayın Yönetmeni yaparak Sincan gazeteciliğinde ofset anlamda ciddî bir adım atmış, Başyazısı ‘Gönül Bahçesi’ ve ‘Taşı Gediği Gediğine’ köşe yazısıyla iki yerde makale yazmaya başlamıştı.

   Yine genç yaşta hayata veda eden Selvi’nin yeğeni İsmail Hamurcu Haber Müdürü ve Yozgat menşeinden Cemil Meriç namını kullanan bir genç kardeşimiz de bu gazetede Necip Fazıl’ı andıran makaleleriyle mesai harcamaya başlamışlardı.

  Derken, Milliyetçi camianın o günlerde önde gidenlerinden Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, Muharrem Şemsek, Abdurrahman Küçük, Sacit Sönmez, İbrahim Dönmez gibi bir hayli isimler de Yeni Ufuk’ta yazar olarak yer almışlar, böylece mezkûr gazete günden güne gücüne güç katar hâle gelmişti.

  İşte; ülkücü camianın mektubları ve yazılarına, ayrıca özel bir çağrısı olan ‘Ozan Arif Hari Dön Gayrı’ davetiye serisi ile güçlü hâle gelen ve bu gücün farkında olan.. yine camianın önde gelenlerinden Nevzat Köseoğlu, her şeyin yolunda gittiği bir ara Yeni Ufuk’taki bu yükselişin Yeni Düşünce’ye zarar verdiği zehabıyla Türkeş’e şikâyette bulunmuş ve Türkeş de başta Yazı işleri Müdürü olarak bana ‘yanıma gelsin’ haberini göndermiş, hattâ gazeteyi kapatmamızı istemişti.

  Pek tâbii şahsen bu emre uymadık. Neticede Türkeş’in huzuruna Selvi ve Alanyuva çıkmışlar ve geriye de ‘Milliyetçi cephede iki gazete olmaz Yeni Ufuk kapansın’ talimatıyla dönmüşlerdi.

  Rahmetli Selvi de, Alanyuva da döndüklerinde hüzünlü idiler. İşte o zaman Selvi’ye dedim ki, “Ülkücü düşünceye uygun olmayan bir şikâyette bulunuldu diye gazete mi kapatılır. Yolumuza devam edeceğiz.” O ara Türkeş’in ısrarla ‘beni yanına çağırmasına’ da aldırış etmedik.

  Bu sıkıntı ta Bağlum’a kadar devam etti gitti.

  Nihayet Bağlum’da o günlerin en nazik ‘Bulgaristan’da Göçmenlere Bulgar Zûlmü’ vardı ki MÇP camiasınca Rahmetli Alpaslan Türkeş’in maiyetinde, Yozgat’ta bir miting, Bağlum’da da bu hususta bir toplantı düzenlenmişti. İşte Bağlum’da, bir dönem ‘Yozgat MÇP 3. Bölge Milletvekili Adaylığı’yla Sincan Belediye Başkan Adaylığı da bulunan Halil Selvi, önce, Türkeş ile selâmlaşmaya gidip geldikten sonra vukubulan soğuk davranış itibariyle üzüntülü dönünce “galiba Başbuğ bize halâ çok kızgın” dedim. Ayakları titreyen Rahmetli Halil Selvi sadece  “Evet öyle” dedi.

  Biraz durgun durduktan sonra da;‘Farkındaysan sık sık da sana öfkeyle bakıp duruyor, bir şey demeden yanına bir git Bekir Abi’ diye ısrar edince, gittik..

  Ülkenin Millîyetçi ve Ülkücü Harekâtı’nda tek lider olan ve başında nice meş’um fırtınalar esen Başbuğ namlı O’ Dâvâ Adamı, huzurundaki bu adama şöyle bir baktı, bir daha baktı ve biz ‘öfkesi yağdıracak’ diye beklerken dedi ki; ‘Nasılsın evlâdım, gazete işleri nasıl gidiyor?’

  “Sayenizde çok iyi gidiyor Başbağum..”

   Bu ifademiz O’na hiddet yerine gönül yumuşaklığı vermiş olmalı ki,  eliyle işaret ederek; “Git.. Haydi git, işine devam et!..” dedi..

  Pektâbii Başbuğ’un bu ‘İşaret Lisanı’, Selvi’de ‘Buhran Yelleri’ estirmişti.

  Abi ‘Başbuğ ne dedi’ diye sorunca ‘git gazeteyi kapat diyor’ dedim.

hatiralar-dile-gelince

  Kolay değil, Yeni Ufuk’un ufkunu açmaya gönüllerden gönül veren ve o günün şartlarında 4 milyarlık bir harcama yaptığından dem vuran Halil Selvi ne desindi; ‘Ben yandım abi, şu kadar para, emek harcadım. Eyvah ideâlim.. Ben yandım Bekir abi’ demeliydi, öyle de dedi..

   Tekrar gülerek ve titreyen bacaklarına dokunarak dedim ki; ‘Müsterih ol.. Kapanma-mapanma yok. İşimize devam etmemizi emretti..’

   O an, Halil Selvi’deki gönül rahatlığını bir görmeliydiniz..

   Bu fasılda demem o ki; Sonraki zamanlarda ‘Aziz’e gününü dâr edecek, Ermeni’ye kaçacak yer aratıp mendilinde bize bir hediye getirecek olan gözüpek, gönlü ipek Halil Selvi’ saygıda kusur etmemek için Lider’ine boyun bükebilen bir Dâvâ Adamı’ydı..

   Ve biz O’nunla, uzaktan değil, çok çok yakından tanışık, birlikte nefs ve hüzün lokması bölüşmüş, Yeni Ufuk’ta hergün nice ülkücülere kucak açmış gerçek birer dosttuk.

   Hâtıralarımızın manevî katını şenlendirmek adına belki bu makalemiz de bir ilki teşkil etmiş olacak.

   Bir sonra da O’nun şu bize getirdiği hediyeden bahsedeceğiz.

   Uzun bir süre Birlik’te olduğumuz Rahmetli dâvâ kardeşime Allah’tan rahmetlerinin en güzelini temenni eder, ailesi, yakınları ve seven kardeşlerine başsağlığı dilerim.

  Mekânın inşallah Cennet olsun güzel insan..

Bekir Yalçınkaya’nın Yazıları İçin Tıklayınız

Bizi Takip Edin

Yorum yapın