Geçmişten Gelen Nostalji İçinde Bu Şehir

1956 yılının Bucağı.. Abdullah İnal’ı başkan seçerek ilk belediyeciliğe adım atan Sincan isimli yer.. 

   Şerif Tüten’in Ankara Valisi olduğu 1972 yılının ortalan, yani; Lâle Devri’nden (1718-1730) tam 238 yıl sonra, Ankara’nın Batı koridorunda ‘Sakızlı Çalı’ mânâsını veren ve 8. Belediye Başkanı Ali Rıza Acar’ın ‘ne köye, ne ilçeye benziyor’ dediği gibi ‘ne köye ne ilçeye benzemeyen’ hâliyle birçok hizmette ilklerin kasabasını, Yenikent’te yaşayan Selanik Göçmeni İsmet Özkan bakınız, 2006 Haziran’ında nasıl anlatıyor:

   “43 senesinde Kilise Çeşmesi’ni aşan suyun (sel) Yenikent’e geldiği o zamanlar Sincan falan yoktu. Tren yolunda bir baraka, barakada bir Durmuş Çavuş vardı. Treni durdururdu. Biz de biner Ankara’ya giderdik. Sincan’da her taraf tarlaydı. Şimdiki gibi nerde Sincan.”

   İsmet Özkan’ın ‘Şimdiki gibi nerde Sincan’ diye yorumladığı bu Kasaba’da Geleneksel 3. Lâle Festivali 1972 yılında yapılır ve on binlerce insanın katılımıyla, Aşık Reyhanî ve Sarıcakız’lar dinlenir, alkışlanır.. Efeler-folklor ekipleri izlenir, alkışlanır..

   72 senesinin Mayıs’ında gerçekleştirilen bu şölende seçilen Lâle güzelleri Özlem Aslan ve Şengül Tunay ile ödüle lâyık görülen Talip Baysal, Akif İrez ve Eyüp Erkan gibi daha nice Lâle Yetiştiricileri bir sonraki yıla çok daha iyi hazırlanmak adına âdeta teşvik edilmiş olurlar.

Dönemin Belediye Başkanı Zeki Uğur, Halkevleri Genel Başkanı Kadri Kaplan, Bucak Müdürü Sabri Sönmez ve Ankara Milletvekili Şerafettin Yılmaz’ın hazır bulundukları Geleneksel 3. Sincan Lâle Festivali’ni o gün takip eden ve bizim 33 yıl sonraki Hâdiseler Diyarı isimli çalışmamıza kaynak olacak Sincan’ın Sesi ise şölenleri takip eden alternatifsiz tek mahallî gazetedir.

   Halkevi adına sahibliğini rahmetli dostum Muharrem Yılmaz’ın yaptığı gazetenin 17. sayısı ve 19 Şubat 1972 tarihli nüshasına göre sorumlu Yazıişleri Müdürü Yener Ekmekçioğlu, Yayın Müdürü Emin Karaeminoğlu ve Teknik Yöneticisi de Salim Sunar’dır. 4 sayfalık gazetenin sanat ve edebiyat köşesini yöneten isim ise Cazım Kaya’dır.

   Bugün nüfusu 600 binlere ulaşan Sincan’ın 1972 yılındaki Belediye yatırım bütçesini Başkan Zeki Uğur’un açıklamalarından kısım kısım ele alırsak;

   –Bölgenin her türlü ihtiyacını karşılayacak vasıflan bünyesinde toplayarak İLÇE niteliği taşıyan şirin kasabamız malî imkânlarımızın elverdiği güçte hizmetler görmektedir.

   -Bu seneki yatırım tutarımız 635 bin liradır. Rakam göze küçük görülebilir. Size şurasını… hatırlatmak isterim. Bu para işçilik, yani ustalık ve malzeme parası olarak ayrılmıştır.”

 -Yatırımlar şunlardır: Mezbahaya (Ahır) kotra için 100.0   lira, yol tesviyesi ve kumlama stabilize yapım 20.0 lira. Halen devam etmekte olan inşaatımız için 300.0 lira. Kanal inşa’ası gideri 100.000 lira, düğün salonu için 15.000 lira ayrıllmıştır. Proje yapılırsa ve daha başka malî imkân elde edilirse yedek ödenekte toplanmış olan büyük bir meblâğ bu fasıla aktarıllmak suretiyle şehrimiz kanalizasyonuna teşebbüs etmek mümkündür.”

   -Bu sene sineklerin her çeşidi ile 1 Nisan’dan itibaren mücadeleye başlayacak ve (Benim Jetleri) daha havaya kaldırmadan imha etmeye çalışacağız. Buna 15.0    lira harcanacak.. Cari masraflar içinde kanalizasyon projesi için 30.000 lira ayrılmıştır. Elektrik için araç gereç alımına ayrıca 100.000 lira, geçen yıl ve geçmiş yıllar borçlarına da 375.000 lira ayrılarak ödemeler yapılacaktır.”

   -Yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi tahakkuk imkânını bulabilirsek aslında yatırımlarımız iki milyonu geçer.”

   Düşünün; Başkan Zeki Uğur, her ne kadar iki milyonu geçer dese de, Sincan Kasabası’nın 1972’de  Belediye Bütçesi 1.255.000 lirayla sınırlıdır. Geleneksel 3. Sincan Lâle Şöleni’nin üzerinden 5 yıl geçtiği halde, halâ TCDD Güzergâhı’nı ve Atatürk Caddesi’ni Plevne’den itibaren boydan boya kaplayıp, Sincan Harmanlığı istikâmetine devam eden küçük çaplı çayın üstüne, Sincan Garı’na geçebilmek için alelâde bir tahta köprünün kurulu olması Kasaba namlı Sincan’da bize, 1956’dan 1977’e kadar gelinen noktayı izaha yetiyor.

   Demek ki 21 yılda bir tahta köprüyü modernize edemeyen Sincan, ancak 80’li, özellikle de Başkan Acar ile Metropol’e geçilen 30 Mart 1988 yılının ardından hızlı bir gelişme dönemine adım atacaktır.

  1964’te 3. Başkan Ahmet Eryarar tarafından kurulan ve Kemal Eryarar’ın çalıştırdığı Sincan Spor’un bile profesyonelliği yakalaması 1985’lere dayanır ve 3. ligden 2. lige çıkışı, 9. Başkan Aziz Gürsoy’un kulüp başkanlığında 1992-93 sezonunda sağlanır.

   Şehirleşmenin gereklerinden olan imar, alt yapı, çevre ve yeşil alan düzenlemelerinin yerel idare programlarına alındığı ve kuruşlu bütçelerin tartışmalarla milyonlara taşındığı gündem, daha ziyade Acarlı döneme aittir. Yeri ve sırası geldikçe izaha çalışacağımız Sincan’ın Dünü içinde elbette en dikkat çekici ve imkânların bir i bir elde edilmesine yol veren yıl 1984’tür. 12 Eylül Darbesi’nin Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan gibi liderleri Siyasî Yasaklı kıldığı, sadece ANAP Genel Başkanı Turgut Özal’a 83’ten siyasî yasaklılığın sona erdirildiği 1988’li yıllara kadar iktidar şansı verdiği dönem içinde, ilçeliğe adım atmıştır.

   30 veya 40 yıl öncesinin mağdurlar beldesi Sincan gerçeğinden habersiz yeni kuşakların her türlü imkâna sahib olduğu bu şehir; bana göre bugün, o günlerin daha samimî komşuluğuna, sebze ve meyve üreten bahçelerine, yağlı güreşlerin yapıldığı ve gençlerin amatörce futbol oynadığı yemyeşil harmanlarına, sokak aralarında şırıl şırıl akan ve tarihten gelen anlayışı sergileyen çeşmelerine, hele hele Bulgaristan Göçmeni Ahmet İrgi ile 1938’li yıllarda ilk defa ekilip, yıllar sonra bütün Sincan evlerinin önlerini süsleyen çeşit çeşit lâlelere gebedir.

   ..Ve yine bana göre, bugün modern bir kimlik veren, ama bir çok hâtırayı barındırmış yerini, çağın hastalığı beton binalara terk eden Sincan’ı bu hâliyle tanıyan yeni neslin Sincan’ın Tarihî Geçmişi’nde biraz seyahat etmesine ihtiyaç vardır.

  Zira Sincan bugün; eski dediğimiz zamanların daha samimi sokaklarındaki halkların sohbet günlerine, rahatlıkla gezebileceği cadde ve sokaklarına, gürültüsüz esnaf dükkânlarına, sesi soluğu insane huzur veren trafik akışına..

  Vesaire vesaire..

  Nice öz güzelliklerine hasret çekiyor..

  Bu güzelim geriye dönüş olur mu?

   Nerdeeee.. Hiç mümkün değil..

   Daha ileriye gidiş olmasın da, varsın dönüş de olmasın..

Yazar: Bekir Yalçınkaya

Bekir Yalçınkaya’nın Köşe Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız

Yorum yapın