FİTNE’de SELÂMET DUA’da MELÂNET OLMAZ

   Zaman Geçse de Ruh Sancısı Geçmez..

   Zamanların ötesinden bugüne nisbet bir kadim yazıyla sizinleyim bu defa..

İyi günde değiliz dostlar..

    Milletimizin ‘Genç-İhtiyar, Kadın-Erkek’ birliğe kenetlenerek, yedi düvel denilen -O’ 7 değil-, 17 başlı Ejderhalara karşı yürüttüğü Kurtuluş Savaşı günlerinin daha azametlisini bugünlerde tekrar yaşıyoruz..

    Düşman ise arandığında bulunmayan cinsten..

    Onlar ki sinsi ve puslu havaların kancık ve kahbeleri..

    Ne bilebiliyor, ne bulabiliyoruz.

    40 yıl önce; İstiklâle giden karanlık gün ve gecelerin süregeldiği o uzun varlık-yokluk mücadele yolculuğunda Kuva-yı Millîye ruhuyla ortaya konan birlik sâyesinde gariblik ve muzdariblik nefes alamamıştı. Neticede Anadolu, Türk’ün Tevhid remziyle nakışlı bayrağını gönderine çektikten sonra hiçbir fitneye, fesada ve adavete maruz kalmamıştı.

   Velâkin bugün yine yepyeni bir fitne ateşinin içine çekilen ülke, kendisinden nefes, nefis ve hürriyet tadanların dış mihraklı oyunlarıyla karşı karşıyadır.

  Halbuki Dardanel olarak tarihe geçen Çanakkale’den tutun da Galiçya, Yemen, Filistin.. Arab Yarımadası, Afrika kıyıları, Romanya ve dâhi çevresindeki bütün milli hudutlarına kadar fütüvvet kardeşliğinde bulunan Laz’ı, Çerkez’i, Abaza’sı, Kürd’ü ve Türk’ü sadece İlây-ı Kelimetullah’a ziyan gelmemesi ve Nizam-i Âlem’in dipdiri kalması için hep beraber her cepheden cepheye koşmuş ve siperlerine başıyla döşünü yatırmıştı.. Hasta bilinen Osmanlı, işte bu sâyede yatağından doğrulmuş, nice dünya Müslümanlığı Türk’ün ikbâli için maddi-manevî yardımını Anadolu’ya havale etmişlerdi..

   Afgan ve Pakistan halkları, tıpkı İslâm Âlemi Halifesi Ka’aim bi-Emri’llah’ın ‘Malazgirt Savaşı’nda Selçuklu komutanı Alpaslan galib gele’ diyerek Muslayaoğlu Ebû Saîd’e hazırlattığı dua  gibi; ki beden yardımını kadınlarının kolları ve boyunlarındaki ziynetleriyle Çanakkale’deki Müslüman-Türk erlerine muzaffer olması için gönderenler bu Kutlu ve Mübarek Cihad’ın Hayr Mangaları’ydı..

   Ya bizim bugünkü kadınlarımız..

   Bize asla gaflet de esaret de yakışmaz diyerek; Kara Fatma Anamız Balkan Harbi’ne Edirne’de görev yapan kocası Subay Derviş Bey’le katılırken, TV’lerde birkaç pula boy gösteren Nazlı’lar Millî duruşlarını terkederek terörist başlarına haz duyar oldular..

  Tayyar Rahmiye Anamız, Osmaniye bölgesi düşman işgâline uğrayınca Hüseyin Ağa’nın millî kuvvetlerinde yer alırken, erkekçe erkek Hanlar-Hakanlar teröristleri alenen sık sık ülkeyi bölmeye davet edenlere proğramlarında saz çaldırıp caz okutturdular ve sırtlarını PYD, PYJ ve PKK’ya yaslayan eşbaşkanına da ‘Oyum HDP’ye’ diyerek hem sırt verip, hem de sözlerine ortak oldular..

   Halide Edip Adıvar Hanımefendimiz, Kurtuluş Savaşı’na askeri üniforma giyerek desteğini kâh Mısır’da, kâh Balkan Savaş bölgelerinde sıhhî mücadeleyle gösterirken son zamanların Adana, Diyarbakır ve sair şehir kadınları oyun içinde oyunu kızıştırıcasına ellerindeki pankartların sırıklarını emniyet güçlerimize sallar oldular..

   Nene Hatun, Ayaz Paşa Câmii mimarisinden Aziziye tabyasının düştüğü ilân edilir edilmez eli silah tutan Erzurumlular’la Aziziye tabyasına koşup Rus askerleriyle savaşa tutuşurken, ekran keyfiyeti yaşayan Şirin’ler ve Nazlı’larsa kanlarına ve genlerine karışan Patron-içe esareti, birlik sağladıkları ‘Şeytan’ın Gör Dediği’ mucidinin Aydın veledleriyle âdeta yarışa yarışa, hergün ülkenin başlarına düşmanca tafra  satar oldular..

   Gördesli Makbule, Afyon mevzilerine çekilen Yunan’a saldıran Halil Efe’nin kadını, Gördes-Sındırgı-Akhisar bölgesini koruyan çetenin içinde bir Kadın Fedaî iken..  

   Kılavuz Hatice, Adana ve yöresinde Fransız’a karşı katıldığı milis kuvvetlerinde kılavuzluğunu vatanı uğruna kullanıp ve Karboğazı’na sokup onların Türk askerine esir düşmesini sağlarken..   

  Bütün bu olanları anlamayacak kadar basireti bozuklar; ne yazık ki ya Milletvekili kisvesi altında terörist cenazelerinde boy gösterdiler, ya Belediye Başkanı sıfatıyla kendi şehirlerinin bölünüp parçalanması için Hendek-Dündek  işlerine meşgûl oldular..

  Bunlar; Demokrasi’yi ‘Böl-Parçala Hürriyeti’nden sayanlar, Terörist’i Şehid yerine koyanlar, hergün, her an, her yerde fitilini ateşledikleri dinamit, bomba, roket, uzun namlulu silâh ellerinde ve düzeneklerinde ne varsa masum sivil halkların üzerlerine atarak mal ve canlarına kıyanlara, sırtlarını yasladıklarını alenen ilân eder oldular..

  Ki;

 12 yaşında onbaşı rütbesi verilen bir Nezahat Onbaşı..   

  Kağnısıyla cephane taşırken Kastamonu Kışla önünde cephane üzerine kapanarak donanarak can verdiğinde cephanenin üzerine örttüğü yorganının altında kundağa sarılı bebeği çıkan bir evlâd fedaisi Şerife Bacı..

   Gaziantep’te Fransızlar’a karşı kurulan millî müfrezeye katılmak isteyince kendisine karşı çıkanlara “Benim kanım sizinkinden daha mı şirindir?” cevabını verecek kadar vatanperver bir Yirik Fatma..

   Onlar ki; Bunların ne okuyamadığı, ne anlayamadığı, ne de ruhundan bir ruh hâline geçemediği..

   Lâkin, onlara böyle aziz, böyle hür ve müstakil bir vatan bırakmada canını dâhi esirgemeyen asaletli, iffetli ve mücahide birer efsaneydiler..

   Anlamayan, bilmeyen ve gaflete düşenler, hiçbir zaman bu mukaddes dâvâya hizmetle kendilerine emanet kalkan bu vatanın bir karışına bile sahiblenemeyecekler..  

   Buna işaret; ‘Şehidler Ölmez, Vatan Bölünmez’ diyenlere karşı kendilerini gaflet ve dalâletle mükellefler görenler işitecekler ki; Şehir şehir hâneler ve sokaklar korkak ve hain gurubların lânet olası intikam hırslarıyla dolduğu bugün; Hergün nice asker ve polis şehid edilirken ve kendi adlarına mücadele verdiklerini iddia ettikleri sivil kardeş halklar kurşunlanırken ayağa kalkarak bir Yirik Fatma gibi “Bizim kanımız sizinkinden daha mı şirindir?” der olacaklar ki o sesleri de artık işitir olduk..

  Evet.. Kim ne derse desin.. Desinler ki senin sözlerin kardeşliğe zarar verir..

  Desinler ki biz barış için yürüyoruz..

  Desinler ki bu hükümet bu katliamlardan sorumludur..

  ..Ve sonra da onlarca insanların iki canlı bombayla tarumar edildiği meydanlara çıkarak gülüşsünler ve ardından fitne ateşine ateş tutuşturmak için ‘Suçaltı nâraları’ atsınlar..

  Sayın ki bunların kaçı bir Nene Hatun, bir Yirik Fatma eder..

  Dünkü oyun Kobani’de sahnelenmişti.. Bugünkü oyun TC’nin Başkenti’nin göbeğinde..

 Yarın kimbilir nerelerde daha nice canlara kıyılacak ve her can sonrası bu toprağa fitnenin meş’um tohumları ekilecek..

   Hayır.. Fitnenin farkına varıldıkça, artık ekilemeyecek.. Faraza ekilse de palazlanamayacak..   Palazlansa da büyüyemeyecek.. Faraza büyüse de yine aynı köküne eğilecek ve çürüyüp gidecek..

   Çünkü bu Anadolu Toprakları Türkmenler’le tanıştığı günden bugüne çok entrika, çok tefrika, çok fitne-fücür gördü ve Allah’ın izniyle hepsinin de üstesinden geldi.

    Bu uğursuz fitnenin de üstesinden gelinecektir..

   Yeter ki birliğimize ve dirliğimize sahib çıkalım..

    Haydi Hayrlısı.. Selâmetle..

Yazar: Bekir YALÇINKAYA

Bekir Yalçınkaya’nın Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız

Yorum yapın