Eşekli Kütüphaneci

1964 yılından bu yana, Mart ayının son pazartesi günü başlayan ve bir hafta boyunca çeşitli etkinliklerle kutlanan Kütüphane Haftasının amacı; vatandaşların kütüphaneleri yakından tanımalarını ve daha çok yararlanmalarını  sağlamak.

Bu hafta münasebetiyle Kütüphanecilik tarihine adını “Eşekli Kütüphaneci” olarak yazdıran Mustafa  Güzelgöz’ü  genç nesillere tanıtmak istedim…

Mustafa Güzelgöz, liseyi okumamış, kütüphanecilik eğitimi görmemiş ama, yenilikçi, yaratıcı, özverili bir kütüphanecidir. İnatçı, bir o kadar da tuttuğunu koparan bir kütüphaneci… Mustafa Güzelgöz 1921 yılında Ürgüp’te doğar; ilk ve orta öğretimini Ürgüp’te bitirir. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra, İstanbul’a gitmeyi hedefler ama ailesi Ürgüp’te kalmasını ister. Ürgüp’ün o zamanki kaymakamı Fahri Çıvgın’ın teklifiyle 1944 yılının Temmuz ayında 40 lira aylıkla “Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi”ne memur olarak atanır. Öncelikle, kendisinden önce çalışanlar tarafından “bu basma ve yazma kitaplar okunmaz” diye bir binanın rutubetli odasına atılan 2300 adet yazmayı depodan çıkartarak kurutur; tek odalı bir kütüphaneye bunları yerleştirerek gelecek kuşaklara hazırlar.

Mustafa Güzelgöz bir gün başta Ürgüp Kaymakamı olmak üzere birçok memurla birlikte, bir köye adına “SELECTOR” denilen buğday temizleyicisinin açılış törenine gider. Köylüler ayağa kalkıp gelenleri karşılarlar, bu sırada herkesin altına bir sandalye verilir; doktora, ziraatçıya, veterinere, sağlık memuruna, nüfusçuya.. Sonrasında bir ikram faslı başlar. Köylü tanımadığı Güzelgöz’e bir sandalye bile sunmaz. Bir memur arkadaşı Güzelgöz’le sandalyesini paylaşır.

Güzelgöz bu olayı yaşadıktan sonra düşünür ve köylüye hak verir. Hürmet edilen, sandalye tutulan, ikramlar sunulan diğer memurların hepsinin bu köylüye az çok bir yararı dokunduğunu düşünür. Doktor hastalarına bakıyor, öğretmen çocuklarını okutuyor, veteriner hayvanlarını iyileştiriyor gibi örnekleri sıralayarak kendisinin de köylünün yararına bir şeyler yapıp, köylüden bir sandalye alabileceğini düşünür. “İnsan kitaba gideceğine, kitap insanın ayağına gelmelidir” diyen Güzelgöz, yolları olmadığı için şehre gelişi zor olan köylere kitabı kendisi götürmek ister. Motorlu araçların gitmesinin mümkün olmadığı köylere eşek sırtında kitap götürmeyi planlayarak uygulamaya koyar. Bakanlıktan kadro tahsisi ister, kabul edilir. Güzelgöz, 200 TL’lik kadro için işe alınacak kişinin en az ilkokul mezunu olmasını ve eşeği olması şartını arar.

Eşekli Kütüphaneci

Bunların içinden Bekir Koca’yı seçer. Bu köylere kitabı götürecek eşekler için sandıklar yaptırır ve her biri 90-100 adet kitap alan iki sandığı eşeğin semerine yerleştirir ve yollara düşer. Köylünün okuma alışkanlığının oluşması için ilk önce; Karacaoğlan, Aşık Garip, Hz. Ali gibi kitapları götürür. Daha sonraları halkın yararına olacak tarım, hayvancılık gibi kitaplar bulundurur. Okuma zevki gelişen köylüler zaman içerisinde tarihi romanları, dini  kitapları ve dünya klasiklerini okumaya başlarlar.

Ancak kadınlar kütüphaneye çeşitli nedenlerden dolayı az gelmektedir. Yöre kadınları kütüphaneye nasıl gelir diye düşünen Güzelgöz iyi bir formül bulur. (Yıllık okuyucu sayısı: 24 bin; kadın okuyucu sayısı: 2000) Kütüphanelere dikiş makineleri alarak kadınların kütüphaneyi daha çok kullanmalarını sağlamayı planlar. Kütüphanenin tatil olduğu Salı günlerini sadece kadınlara açar. Eşekli Kütüphane sistemiyle Bakanlığın ve dünyanın ilgisini çeken Güzelgöz kadınları da  kütüphaneye çekmenin yollarını planlarken şöyle diyor; “Baktım kadınlar gelmiyor, demir parmaklıkların arkasından bakıyor; içeri girmiyorlar. O zamanlar Zenit marka dikiş makineleri yeni çıkmıştı. Hemen bu kuruma mektup yazdım. Reklamlarını da yapacağımı belirterek her kitaplığa bir dikiş makinesi istedim. İyi insanlarmış; tez vakitte bir Singer, dokuz tane Zenit marka dikiş makinesi yolladılar. Makineleri kütüphaneye yerleştirdim. Masaların üstlerine Ören Bayan’ın dikiş nakış örneklerini içeren broşürler koydum. Sonra da köyün erkeklerini toplayıp onlarla konuştum. Salı günleri hanımlarınız buraya gelecek, burada oturacak dedim…Beklemeye başladım. Başta çeyizlerini düzmek isteyenler olmak üzere köyün hanımlar teker teker kütüphaneye gelmeye başladılar.”

Güzelgöz bu çalışmalarından dolayı 1963 yılında “The Lane Bryant Uluslararası İnsanlık Hizmetinde Gönüllü Takdirnamesi”ni alır. Ulusal ve uluslararası basında çıkan yazılar sayesinde kütüphaneye destek yağmaya başlar. Amerikalı bir yardım kuruluşu tarafından 1960 model yeni bir Jeep hediye edilir. Hediye edilen Jeep sayesinde, ulaşımı Jeep’le olabilecek köylere gidilir. Aynı zamanda eşek, katır ve atlarla yapılan gezici kütüphane çalışmaları da devam eder. Çok yönlü kişilik olan Güzelgöz, halkevi ve belediye başkanlığı da yapar ve yörede halıcılık kursları açar. Günümüze kadar gelen meşhur Ürgüp  halılarının oluşmasının temelleri o yıllarda atılır. 

Bir gün Ankara’dan bir müfettiş gelir. Hakkında şikayet olduğunu, başka işlerle uğraşıp kendi işini yapmadığını ve savunmasını yazmasını ister. Onca verilen ödüllerden, takdirname lerden sonra böyle bir olayın olmasına üzülen Güzelgöz Emekliliğini ister. Köylü hizmetlerinin karşılığı olarak kendisine güzel bir emeklilik töreni yapar.

Mustafa Güzelgöz  84 yaşında solunum yetmezliğine bağlı kalp rahatsızlığından 17 Şubat 2005 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

Kütüphane Haftası vesilesiyle “dokunduğu yere değer katan” bu güzel insanı rahmetle anıyorum.

Fevzi GÜLTUNA

Kaynak:http//e-bulten.library.atilim.edu.tr/sayilar/2006-09/mustafa.htm

Yorum yapın