Dünü ve Bugünüyle Öğretmenlerimiz ve 24 Kasım Fikriyatı

O’ bir Eğitmen’di.

  Başöğretmen Mustafa Kemâl’in Lâtin harflerine geçişli yeni alfabeyi öğrenmiş ve böylece okur-yazar olmuştu. Eğitmenlikte vazife alması buna bağlıydı.  

  İlk görevine de Devlet icazeti ve tâyiniyle köyümüz Çeltek’te başlamıştı.

  Peki nasıl başlamıştı.

 Altında ne arabası, ne de basit motorlu bir aracı vardı. Evinde besleyip büyüttüğü Kır Merkebine binerek kar-kış demeyip on kilometre uzaklıktaki köyü Ördekçi’den Çelteğ’e eğitmenliğe gelirdi.

   Ders verdiği mekân, mescid benzeri bir câminin bitişik ikinci katındaki tek odalı yerden ibaretti.

  O’ tahsili vasat bir Eğitmen’di ama öğreticiliği muazzamdı. Sabahları dinî, öğle sonları da millî dersler verirdi. Tahta iskemleler ardında yere diz üstü oturarak ders alan biz talebelerinden yüksek bir ses çıkması mümkün değildi. Sadece O’nu sessiz, sâkin ve dikkatlice dinler, sonra da öğrettiklerini tekrarlardık..

   O’ öyle bir disiplinliydi ki, disiplinsizleri falaka altına yatıracak kadar şiddetli bir sertliği vardı.

  Bir keresinde ‘arkadaşına fısıldadın’ diye beni de falakaya yatırmış ve evime kadar dizlerimin üstünde sürüne sürüne gitmiştim.

    Hiç unutmam.. O günün akşamı bize yemeğe gelen Eğitmen’im şu sorusunu hiç unutmadım:

   -Evlâdım ayağın nasıl..

     Benden ses çıkmayınca Rahmetli Babam “Hayrola Hoca” demişti.

    -Derste konuştu da falakaya yatırdım..

     Peki babamın buna cevabı nasıl olmuştu; “Eti senen kemiği bizim Hoca. Yaparsa yine yatır.”

   O’ sadece bizim köyde 19 yıl kalarak büyüklerimizi ve bizim kuşakları böyle bir disiplinle yetiştirip aydınlık geleceğe havale eden.. Maiyetinde tahsil alanlardan bazılarının da doktor, avukat, idareci, hattâ müfettiş-öğretmenlik gibi kariyer sahibi olmalarını sağlayan Eğitmenimiz Osman Türk idi ki  eğitim hayatında bir türlü Merkeb sırtından inemedi. Hem Çeltek, hem Fakılar, hem de kendi köyü Ördekçi’de tam 36 yıllık uzun süre Eğitmenliği vardı.

    Yetiştirdiklerinin bindiği modern araçlara sahib olacak malî gücü de elde edemedi.

   Emekliliğinin ardından Köyü Ördekçi’de belki yine durmadı, ya rençberlik yaptı, ya da ördek besledi. Bu husustan hiç haberim olmadı. Zira bizi taş yığını şehirler kucaklamıştı. Bu şehiriçi meşgâlelerden midir nedir, Eğitmenim’le ne yazık ki haberleşmem olmadı.

  Ta ki öğretmen olan evlâdından ta’b edilmiş bir hâtırası gelene kadar. Bu da vefad ettikten çok sonraları gerçekleşti.

   O’nun bize büyük emekleri vardı. Üzerimizdeki hakkı çok büyüktü ama biz O’na hak ettiği itibarı gösterebilmiş miydik? Tek itibarımız sadece ilk okul günlerinde uzaklarda bile olsak o öteden geçerken yerimizde kalıp geçene kadar selâma duruşumuzdu. Ondan ötesi yoktu ama bu duruş da itibar yönünden çok anlamlıydı.

   Sonra.. Bu; Osman Türk Eğitmen’im gibi, rehberleri sayesinde ilim alan ve öğretmenlik hayatına atılanlar, kana’atımca zamanla iyi durumlara geldiler. Okullar ve diğer eğitim imkânları seneler geçtikçe fevkalâde iyileşti. İyi-kötü maaşları da.. Bu yetmese de sabırları ve tahammülleri yetti ve pazarlarda limon, marul satarak devlete sadâkatlerini gösterdiler.

  Nihayet, devir öyle bir çağa adım attı ki hemen her öğretmenin bir arabası, bir evi oldu. Tatil muhitlerinde yazlıkları da.. Konfor denilen güzellik, maddîyat denilen tasarruf imkânlarından faydalar temin ettiler..

   Ettiler de, bir taraftan kendilerini içe çeken siyâsî teşekküller, pankartlı ve taraflı yürüyüşler onların itibar derecelerine olumsuz yansıdı. Bir taraftan öğretmen-öğrenci saygısı sevgisi çağa uygun gelişemedi, geliştirilemedi.  Önce, ‘Talebe’ denilen velâkin vatana ve millete düşman grupların içinden çıkan hain zihniyetliler, sonra bunların öğretmenlerine huysuz ve gaddar davrananlarını kollayıp gözeten müsvedde eğitimciler..

   Velilerin okul basıp öğretmen kesmesi gibi daha bir sürü olumsuzluklar, öğretmen-öğrenci arasında onulmaz bir saygısızlık doğurdu. Okulunda öğretmeninin burnunu kırmak, bıçak çekip onurundan ve omzundan vurmak bu saygısızlığı âdeta destekledi ve şiddet aldı başını gitti.

   Öğretmeninden eğitim alacağı yerde kin, nefret, dalga, alaya alma, hırçınlık gibi ne varsa hepsiyle hemhâl olan ve eğitim hayatını tâlan eden kısmî bir gençlik duracağı yerde yürüdü, yürüyeceği yerde durdu.  

   Bizim köyün, Merkebi Sırtında Eğitmeni gibi; İşte ‘Bir harfine köle olunacak’ öğretmenler şehirlerde ne yazık ki böylesi hâller üzre de yaşadılar.

   Ya sonrası köylerde eğitim nasıllaştı; Taşımalı bir eğitim sistemiyle köy okulları tamamen boşaltıldı, köylü kesimi öğretmensiz kaldı ve öğretmenlerini unuttular.

   Ya kır-bayır alanlardaki mezra’a tipi yerlerde öğretmenler nasıldılar.

   Oralardaki halklar saygıda kusur etmediler ama 84’lü yılların ardından bu defa lanetli bir terör illeti silâh çekip zorbalıkta bulunarak onların ilim hayatlarını çaldılar ve dağlara ‘Terörist’ olarak çekip aldılar.      

   Başöretmen, Eğitmen ve Öğretmen..

  Bizim geleceğimizi ilimleriyle donatan yüce değerlerdi. Kıymetlerini ya bildik saygıda kusur etmedik. Hatırladık, üzerimizdeki emeklerine ‘şükran’ deyip mutlu ve bahtiyar olmalarını sağladık.

   Ya da kıymetlerini bilmedik, eğitim heveslerini ve gayretlerini heba ettirdik. Mesleklerinden belki soğutamamış olsak da acı da çektirdik, küskünlüğe de sevkettik..

   Öğretmenlik; bir yerde durağan değildi.. Öğretmenlik; türlü türlü huy ve fikirlere muhatab olan ve onların eğitimiyle uğraşıp insanlığı aydınlığa kavuşturarak hem huzur bulmasını, hem de ilmin, tekniğin  gelişmesini sağlayan  bir rehberlikti..

    Öğretmenlik kutsaldı, öğretmen müstesna talimciydi..

    Evet öğretmenlerimiz böyleydi de, çok güzel taraflarına rağmen bir türlü talihsizlikleri üzerlerinden çekip gitmedi. O, şu bu derken nihayet son yıllarda Dünya milletlerini kasıp vuran bir bilinmez hastalık ortaya çıktı. Kişinin kişiden kaçacağı büyük kıyametin küçüğü bütün insanlığı sardı. İnsanlık sokaklar ve caddelerden içeri çekildikçe çekildi. İşte bu sebeble öğretmenlik de öğrencileriyle beraber olup yüzyüze eğitim verme hakkından mahrum kaldı.  Bu da manevî bir ızdırab değil mi?

    İşte bu inanç ve fikirle yine de bütün şunların içinden fena hâlli tarafları bertaraf ederek, her yıl 24 Kasım’da değerli öğretmenlerimizin ‘Öğretmenler Günü’nü kutlamaya hep birlikte yürek veriyoruz.

   Veriyoruz ki hayatları boyunca yaşadıkları türlü türlü sıkıntılarını bir an olsun unutsunlar, yeniden meslekî şevkleri artsın ve hiç olmazsa bir günlüğüne manevî mutluluğu tadabilsinler..

   Evet.. son yıllarda yine de ‘24 Kasım Öğretmenler Günü’ bizim fikrimiz, inancımız ve saygımızla büyüyerek her yıl kutlanmaya lâyık bir seviye kazanmıştır. Bu seviyenin onların haklarına yakışır derecede büyümesi ve büyütülmesi de bizim irademize bağlıdır. Bu iradeye sahib çıkmalıyız ve kıymetli öğretmenlerimize saygıda kusur etmemeliyiz. Zira onlar ilmin var’olduğu ve çoğalıp toplumların gelişme sağladığı bir ocağın ilim ve irfan ateşinin hiç sönmeyen nurlarıdır..

   Bütün değerli öğretmenlerimizin İlk Eğitmen’im Rahmetli Osman Türk’ün manevî şahsında 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyor, her birine dua ile ayrı ayrı kalbî şükranlarımı sunuyorum..

Bekir YALÇINKAYA

Bekir Yakçınkaya’nın Köşe Yazılarını Görmek İçin Tıklayınız

Yorum yapın